ask tutulmasi
çalıştığı günler sabahın erken saatlerinde kalkmak işkence gibi gelirdi. bu sabah işi olmamasına rağmen çok erken saatte ayaktaydı. sonbaharın sonları gelmesine rağmen hava son derece güzeldi. pencereyi açtı. üzerinde sabahlıkları ve elinde kahvesiyle serin havayı içine çekedurdu güneşin doğuşunu seyredalarak…
besbelli alışık olmadığı bir hal vardı üzerinde. mutsuz muydu? aksine uzun zamandır hiç kendini böyle huzurlu hissetmiyordu. “insan neden sabahın köründe erkenden kalksın ki?” diye sordu kendi kendine. evet bilmiyordu. bir boşlukta olduğunun farkındaydı. uzun yıllar önceki alışkanlıklarından güç bela kurtulduktan sonra, hayatını düzene sokacağına dair kendine söz vermişti. bu sözüyle beraber kendisini üzmemeyi başarabilmiş olmanın verdiği gurur vardı üzerinde pek tabi; ancak hala eksik bir şeylerin olduğunu adı gibi biliyordu…
şimdiye kadar kendi kendine asla itiraf edememişti kalbindekileri. bunu yapma cesaretini uzun yıllar önce yitirmişti. can yücel’in “ilişik yaşayacaksın, ucundan tutarak” sözünü kendisine hayat felsefesi edinmiş, bildiğiniz yalnızları oynuyordu işte. mutlu olmak adına görmemezlikten geldiği her şey şimdi karşısında dağ olmuş bekliyor. görmemesine imkan kalmadı artık.
hayatında olan-olmayan ve istediği-istemediği ne varsa hepsi gayet açık. şimdi sıra kendinde. bir heves yola koyuldu gidiyor. kendine accık güveniyor, neler yapabileceğinden habersiz…
yunus az önce okuduğunuz "ask tutulmasi" başlıklı yazısını 19 Kas 2010 günü saat 2:42 sularında yazmış. gel zaman git zaman 327 kişi okumuş. hadi ordan, müzik başlık/ları altında görünen bu yazının içinden özenle seçilmiş kelime/ler ise; aşk tutulması, can yucel, mal de lamor, saçmalamaca, yasmin levy...
yazıyı yollamak istediğin bir yer varsa yardımcı olalım hemen. facebook, twitter, friendfeed, google var... hangisine istersen sal gitsin :)
