yazmak
hep söylemişimdir “yazmak güzel iş üstadım..” diye. bir çok arkadaşımı heveslendirmeye çalıştığım -yazmalısın olm. ihmal etmeden her gün, her gün, her gün yazmalısın!- olmuştur. yazmayanın anlayabileceği bir duygu değil bu. bir yerde paylaşabilen insanların yapabileceği bir şey olmalı yazmak.
insanlar içindekileri nasıl dillendiriyorlar? hakkımda hemen her şeyi bilen bir çok insan var hayatımda. ama onlarla konuşurken hiç yazıyormuş gibi değilim. rahat değilim. acaba şunu söylesem nasıl olur, bunu dediğim zaman ne düşünür, beni anlar mı? ve dahası… yazan insanın ne kaygısı olabilir ki? kaybedecek bir şeyiniz var mı? sizi kimse eleştiremez ki. kimsenin beğenmeme gibi bir lüksü olamaz siz onlara yorum hakkı tanımadıkça. kimse okumayadabilir elbet. lakin ortada bir netice var. nedir? yazdıktan sonra rahatlarsınız mesela. ileride bakarsınız yazdıklarınıza, kendinizi hatırlarsınız. hangi duyguları yaşadığınızı, size neler yaptırdığını ve daha onlarcası…
benim gibi karamsar yazılarınız olsa bile emin olun o da size bir şeyler katacaktır. nereden geldiğini bilmeyen, nereye gideceğini bilemez gibi bir söz var mıydı? hatırlayamadım… yoksa bile ben şimdi söylüyorum :) sürekli yazmayan bir insan nasıl böyle iddalı olabilir diye sormuyor değilim kendime. neyime güvenip, neyin hevesini aşılamaya çalışıyorum ki size? saçma değil mi? olsun. bu yazıyı herhangi bir aramayla bulacak ve okuyacak illaki birileri olacaktır. bencillik yapıyorum kusura bakma ama, ne düşündüğün zerre umrumda değil. elbette bu yazdıklarım, saçmaladıklarım hususunda. sana neyi nasıl yapman gerektiğiyle ilgili fikrimi söyleyemem, şayet iyi niyetinden emin değilsem. seninde sormayacağını biliyorum hemen parlama.
konu nerden nereye geldi yine ya. yazın abi! onlar yazmıyorsa bile sen yaz yunus. diğer insanlar kendileriyle nasıl konuşuyorlar -konuşuyorlarsa tabi- bilmediğimden, sahip olduğum şeye sahip çıkmam gerektiğini düşünüyorum. kendimi avutacak bir iş yapmadığıma inanıyorum. aksine yazdığım her yazıyı sonradan okuyup mutlu bile oluyorum. hepsini salla, bu duygu bile yeterli bir sebep klavyemin tuşlarıyla haşır neşir olmam için.
son olarak; yazmıyorsan bile arada kendinle konuş. “ne ayağım olm ben?” diye sor bi kendine. ne yapıyorsun, yaptığını nasıl yapıyorsun, seviyor musun o işi, para herşeyi hallediyor mu, fakirlik sadece cebindeki liraya mı bakıyor… soracak illaki bir sorun olmalı. cevap vermek zorunda olmadığına inan. sadece düşün. facebook’tan biraz zaman ayırabiliyorsan kendi hayatına tabi…
yunus az önce okuduğunuz "yazmak" başlıklı yazısını 30 Haz 2011 günü saat 1:32 sularında yazmış. gel zaman git zaman 17 kişi okumuş. hadi ordan, yorumsuz başlık/ları altında görünen bu yazının içinden özenle seçilmiş kelime/ler ise; kısa ve öz, saçmalamaca, yaz abi, yazmak...
yazıyı yollamak istediğin bir yer varsa yardımcı olalım hemen. facebook, twitter, friendfeed, google var... hangisine istersen sal gitsin :)
