yoksun, yoksun yanımda,
geçecek demiştin ya,
geçmedi duruyor hala,
yoksun yoksun yanımda,
bu puslu kalanlarda yoksun yanımda,
unutma, beni unutma!
özgünlük üzerine rönesans adamı…
disko kralı nı izlerken özgünlük-orjinallik konusuna rönesans adamı‘nın girdiği entry. okan bayülgen’de teşekkür etti, meşhur oldu ama yazdıkları çok sağlam. bana da güzel bir örnek oldu, buraya yazarak unutmayacağım. bir teşekkürde bizden rönesans adamı’na :)
hiçbir şey orijinal değildir.
hayalgücünüzü gazlayan, sizi ilhamla titreştiren heryerden çalın.
eski filmlerden, yeni filmlerden, müzikten, kitaplardan, resimlerden, fotoğraflardan, şiirlerden, rüyalardan, rastgele sohbetlerden, mimariden, köprülerden, tabelalardan, ağaçlardan, bulutlardan, sulak havzalardan, ışık ve gölgelerden beslenin.
sadece ve sadece ruhunuza seslenen şeyleri malzeme alın.
bunu yaparsanız işiniz (ve hırsızlığınız) özgün olur.
özgünlük paha biçilmez, orijinallik safsatadır.
bunları yaptıktan sonra da hırsızlığınızı saklamakla uğraşmayın, tam tersine değerini bilin.
jean-luc godard’ın “nerden aldığınız değil, nereye götürdüğünüz önemlidir.” sözünü hep aklınızda tutun.
entry #15154563
mim şeysi, 7yedi -e hadiii!-
merhaba,
bugün işte bende blog oldum ulen diyeceğim birşey yazacağım sanırım yeni gözlüğümle hehe :) pek bir sevdiğim amerikadan arkadaşım -amerikada görüşmedik ama aynı zamanda ordaydık, gönüller birdi- arif‘cimin benide gördüğü, 7 kişi arasına dahil ettiği, hediyelediği, mim… ona kocaman teşekkür ediyorum. seviyorum onu :)
saçma bir giriş sonrası bahsedeyim bu şeyden. hakkımda 7 şey yazacağım. arifcimin blog linkini yayınlayacağım ki burada, logomuz hemen yanda görülüyor zaten, ne olduğunu anlamadım ama neyse, 7 blogger’a yollayacağım sayfanın en altında bu mim’i, onlarda nasiplenecekler alacaklar ödüllerini; onların linkide hemen yanında zaten, onlara haber veriyorum hemeeeen, ve hakkımda 7 şey geliyor, devam ediniz…
1. normal insanlara göre geç kaynaşan bir tipimdir. herkes herkesle tanışıp ortamını kurduktan sonra ben birşeylere katılırım ya da katılmam. aradan bir zaman geçip insanları tanıdıktan sonra kafama yatanlarla takılırım. genelde yanlış seçim yapmıyorum ama olanlarda çok büyük oluyor. insanları pek süzemiyorum… bunla beraber safımda sanırım :S
bu adam bir harika! the portrait art
merhabalar,
bugunki yazimda bir sanatcidan bahsetmek istiyorum. facebook da az evvel bir video izledim ve umarim link vardir dedim videonun sonuna yakin. video burada,
bu Cinli ya da Koreli arkadasimiz kendisini karakaleme vermis ve bu isten para kazanmaya calisiyor. vesikalik fotograflarinizi siz yollayin, ben karakaleme cevireyim diyor. bence isini gayet guzel yapiyor. ve en guzel yanida yaptiklarini videoya cekmis ve paylasmis… unlulerinde bir cok portresi bulunmakta. eger bu isten hoslaniyorsaniz ve paranizda varsa kesinlikle yaptirin bir portrenizi…
arkadasimizin kendi sitesi theportraitart.com u isterseniz bir inceleyin… ayrica yaptigi islere burdan bakabilir, fiyatlandirma listesinide buradan gorebilirsiniz…
basarilar diliyor, kendisine helal olsun! diyoruz :)
faili meçhul kıyağı kendime yaptım :)
blogu ilk açtığım sıralar faili meçhul kıyağa destek vereceğimi söylemiştim. doğrusunu söylemek gerekirse o zamandan bu yana halen bir kıyak yapmış değilim :) öylece kestim 5 – 6 tane, sonra koydum cüzdana duruyor daha masum masum… 2 ay kadar önce okulda speaking sınavım var. biri yabancı, diğeri türk olmak üzere 2 hocaya bir resim ve altında yazan yazıyı açıklamaya çalışıyorsun. önce resim tasvir ediliyor, ardından alttaki yazıdan ne anladın diye soruyorlar.
benim resim “creative” (yaratıcı) başlıklıydı. iki tane kızıl derili gibi giyinmiş genç, tahtadan yapılmış scooter türü birşeyler piyasa yapıyorlar :) piyasa dediysek uludağ yolu gibi etrafı yeşillik bir yolda geziyorlar. neyse tasvir ettik adamları, bindikleri aleti çat pat anlattım derken konu alttaki yazıya geldi. aslında konuşabileceğim bir konu ancak tıkandım kaldım orda. nerden başlasam diye düşünüyorken hoca yaratıcı bir fikrin var mı? dedi. o an aklıma bu bizim kıyak geldi ve olmaz mııı dedim :) elimi cebime attım, biraz korktular :D “ulen çocuk yaratıcı olacam dersen vurmasın bizi” der gibilerden :D gülesim geldi tuttum kendimi falan, sonra da bizim kıyak kağıtlarından çıkardım, başladık onun üstüne konuşmaya…
ne olduğunu elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. işte mesela sen birine bir iyilik yapacaksın, bir hediye falan vereceksin ama o senin kim olduğunu hiç bilmeyecek. hiç mi dediler şaşırdılar, evet hiç öğrenmeyecek dedim. burda amaç karşıdakini çıkarsız olarak mutlu etmek
ENG; the essential aim is to happy someone without they know
TR: asıl amaç haberi olmadan birisini mutlu etmek
grammer ne kadar doğru bilinmez tabi ama anladıklarına eminim :) eğer bu sınavdan 65 gibi birşey aldıysam bunu fmk‘ya borçluyum :) teşekkür ederim fmk :p ben birisini karşılıksız mutlu edemedim bu kartlar ile ancak o beni baya mutlu etti :) bu kıyak fırtınasını USA’ya taşımak istiyorum, adamlar biraz iyilik güzellik öğrensinler, sevsin-sevilsinler yahu :)
ağaç evi örnekleri
Tüm çocukluğum bu ağaç evlerde yaşama hayali ile geçti. tabi ki bunda zamanında izlediğim çocuk filmi vardı bir tane, ismi tam aklıma gelmiyor; bir kaç tane çocuğun böyle bir evleri vardı. üs olarak kullanıyorlardı. içinde yok yoktu hani. çocuk olasın :) bir kaç günden beri flickr ‘da bu konulara takılıyorum. beğendiğim bir kaç örneği paylaşmak istiyorum sizlerle. ilk defa böyle bir çalışma yapıyorum. başlıkta yazanlar kullanıcıların ismi, resimlere tıklayarak da asıl resimlerin olduğu sayfalara ulaşabilirsiniz. umarım beğenirsiniz…
faili meçhul kıyak
uzun zamandır buraya yazacak bir konu bulamıyordum. doğru düzgün zamanımda olmuyordu açıkcası, ancak önce kuzenin verdiği bir link ondan sonra fikir atölyesinde incelediğim bir hareket beni acayıp heyecanlandırdı. bunun verdiği heyecanla ilk olarak blogumda paylaşayım istedim bu hareketi.
hareketin adı: faili meçhul kıyak

peki nedir abi bu hareket ne işe yarar?
bu hareket şu demek, ilk olarak (jpg ya da word) istediğin dosya türünü seç, çıktı olarak alacaksın ona göre… dökümanını seçtin ve indirdin şimdi yazıcıdan çıktısını alıyorsun ve sonra bunları güzelce kesip cüzdanına koyuyorsun. cüzdanım yok be abi deme şimdi, sürekli yanında olsun istersen cebinde taşı ama iyi kullan; kırıştırma, kesme, kötü işlere alet etme. uzun bir yolculuğa çıkacak çünkü o kartlar :)
neyse bu kısmı hallettikten sonra şimdi sıra asıl işe geldi. birini mutlu edeceğiz! sokaktayız. sonra kurgu aşaması başlıyor. kime nasıl bir kıyak yapayım? hiç yapılmamış bir şey mi, hemen yapılabilecek bir şey mi, uçuk bir şey mi? ne yaparsak yapalım bu kurgulama kısmı çok keyifli.
sonra operasyona geçiyoruz kurguladığımız şekilde. yanlız dikkat etmemiz gereken bir husus var. bu yaptığımızı operasyon bitene kadar kimse bilmemeli. yoksa faili meçhul olmuyor. gerçi daha sonradan yaptığınız kişiye de söylemeyin, bırakın o sizi kahraman bilsin. tabi ki eğer isterseniz uzaktan bir yerden o ilk andaki tepkiyi izleyin. kesinlikle çok mutlu olacaksınız.
paylaştığımız deneyimleri ve duyguları beraber paylaşalım. ben kendi blogumdan da bu hareketi başlatan Tunç Kılınç‘a teşekkür ederim. insanlara bu duyguyu böyle güzel bir şekilde tattırmak,her iki tarafıda bu şekilde tatmin ettirmek çok güzel bir duygu. bende bu yolda varım diyorum:)
hareketin ilk ışıkları burada yanmaya başladı, şimdi tüm dünyayı aydınlatma zamanı…



merhabalar, ben 

