yoksun, yoksun yanımda,
geçecek demiştin ya,
geçmedi duruyor hala,
yoksun yoksun yanımda,
bu puslu kalanlarda yoksun yanımda,
unutma, beni unutma!
dinlenmek gerek…
merhabalar,
bugün birşeyler yazayım diye diye günü bitirdim ancak elimde halen bir yazı yok. geçmişteki yazılarıma gittim biraz bugün… maziden yazdığım bir kaç satırı paylaşmak istiyorum.
şartlar gitgide biraz daha zorlaşıyor
sanırım artık tüm gerçekler biraz daha net
ve daha can sıkıcı…
gerçekçi olacağıma dair söz vermiştim
sözümden caymam,
hele de hepsi korkutup kaçırmaya çalışıyorken asla!bir müddet hayata ara vermek için en uygun zaman
kendime zaman ayırmayı istiyorum
ama nasıl yapacağım?
bi fikrim yok!“şunu da yapıyım” diyebileceğim bişeyim
“şununla oturayım” diyebileceğim bi dostum yok
sevdiği, değer verdiği herşeyi yapabilecek birisi için
bunların gerçek olması…uzuncanı bir müddet yalnızları oynamış ben,
bununda üstesinden bir şekilde gelecektir.
güvenimi yitirmeden toparlanmam gerekiyor
bunu yapabileceğimi çok iyi biliyorumhayatın acımasız ve nankör olduğuyla
ilk defa karşılaşmıyorum…
tarih: 29 kasım 2008
bil bakalım kimleri gördüm? :D
şimdiki yazımı kendi evimden ve bilgisayarımdan yazmaktayım. eski Q klavyemi baya bi özlemişim yahu :) gerçi 3 aydan beridir amerikan klavyesine alıştığımdan zor geldi ilk başta ama şimdi iyiyim.
dün akşam üstü saat 5 gibi geldim İstanbul’a. Gaziantep uçağım 11 de olduğundan 6 saat boyunca beklemek zorundaydım. çok sıkıcı… iç hatlara geçtim ve yapacak birşey yok! birşeyler yemek istiyorum ama çok pahalı, bende yiyemiyorum… biraz oturdum etrafa baktım, biraz müzik dinledim, biraz gezdim, biraz oturdum… derken saat 8.30 sularında ben masamda uyuklamaya başlıyordum. baktım olacak gibi değil kalkıp biraz etrafa bakınayım dedim. kafeden çıkarken yukarıdaki arkadaşları gördüm, oturuyorlardı. hemen geçtim yanlarından baka baka ama uykuluyum, tam emin olamadım onlar mı değiller mi diye :D bi elimi yüzimi yıkayıp emin olayım dedim. gittim geldim baktım yoklar… aaa dedim neree gittiler? baktım ilerde girişteler. uçaklarını bekliyorlar…
fotograf çekebiliyor muyuz?
tabi kiiii
yalnız biraz acele edelim, uçağa geç kalacağız
tamam tamam makine buralarda bir yerde olmalı
heh burada
makine çok güzelmiş yalnız, bize versene :D
valla kuzene aldım, yoksa canın sağolsun :)
nende amerikadaydım. 10 saatten beri yoldayım. az evvel gördüm sizi bi emin olayım diye elimi yüzümü yıkamaya gittim baktım yoksunuz
hadi biraz acele edelim yoksa çekemeyeceğiz
tamam ben çekerim ver bana. nasıl çekiyoruz?
valla şuraya basmayı bir deneyelim :)
çekiyoruuum, evet oldu!
güzel çıktık…
siz nasılsınız?
bizde nasıl olalım çok yoğun çalışıyoruz bu aralar
kolay gelsin… teşekkür ediyorum. görüşmek üzere…
hepside iyi insanlardı. seviyorum onları. burdan tekrar teşekkürler…
yorucu bir gun…
merhabalar,
gece rahat olmayan bir uykudan sonra sabahi ettim ve ciktim disariya. hemen her zaman yalnizdim Amerika da, bugun de oyle oldu. yalniz kalmaya alistim burada :p neyse, ciktim diyordum en son. bindim metroya ve DC den otobusun beni getirdigi yere tekrar gittim. manhattan’a… uzuuuun uzun binalardan gunes goremedim diyebilirim havanin gunesli olmasina ragmen… tum gun ayni yerler etrafinda dolastim durdum. maksat New York u gormek olsun canim diyerekten :D
almam gereken son seyleri de aldiktan sonra New York saat 6 gibi bitti. hostel’e tekrar dondum ve bilgisayarimin basina geldim. halim kalmamis… yazmak istiyorum ama gozlerim kuculuyor, ellerim yanlis tuslari tusluyor… sanirim sifayida kapmisim, gidip biraz dinlensem iyi olacak. gider ayak hastalanmayalim… bu arada bugun oruc tutamadim dun birseyler yiyemedigimden. sadece dun yiyememis olsam gene neyse der tutardim, ama son bir kac gunden beridir adam akilli birsey yiyemiyordum. parama kiydim ve gittim menu aldim bugun :D eeeen buyugunden! hakikaten doydum… aksam yemegi olarakta gidip Subway dan tekrar yiyecegim birazdan, hem de Pakistan li abilerimi tekrar ziyaret edecegim, bir bardak kola daha mi? :D
hadi bana musade…
New York’ta hosteldan yaziyorum…
merhabalar,
New York a gelmis bulunmaktayim 4 -5 saat oncesi itibari ile. guzel bir yolculuktan sonra Chinatown da indim ve metromu yakalayip, kalacagim hosteli zaman kaybetmeden buldum. Uzerimde bir valiz, bir sirt cantasi ve bir laptop cantasi oldugundan baya bir yorucu oldugunu soylemeden edemeyecegim. yol boyunca yer yer yagmur oldu, yer yer sis. ama guzel ve sorunsuz bir yolculuktu. otobus zaten bombos gitti diyebilirim… neyse geldik New York a bende nir heyecan, bir heyecan… yerimde duramiyorum :D otobusten indim, baktim soyle bir etrafima; o da ne?! ne kadar cok insan var oyle yahu! hani karinca surusu goruruz ya, oraya buraya amacsiz bir sekilde doner doner dururlar, burdakilerde o hesap! binalari zaten hic sormayin, gokyuzu gorunmuyor! bende o kalabaligin icinde bizim bagajlari veren gencten hafif yagmur altinda beni cekmesini istedim. sagolsun kirmadi! en son halim ve New York a ilk gelis! (ne bu heyecan olm, sanki Marsa gittin:D)
ama farkli bir havasi var. New York u New York yapan da bu olmali sanirim… metoyu bulmam cok zor olmadi, binmem de… ancak metrosu karmakarisik buranin. adamlara soyledimde gidecegim yeri yardimci oldular sagolsunlar. sonra metroya bindim, o ne kalabalik! DC nin en kalabalik hali bile bunun yaninda hic birsey… her yanim dolu atladim direk metroya guc bela. ayakta durmakta zorlaniyorum, orucum… hava cok ama cok sicak. Adam Fewer in Empati kitabinda da geciyordu bu, New York metrosu hakikatan cok havasiz ve bogucu…
bir kac durak sonra bosaldi da bende biraz soluklanabildim sukur :) metro konusunda hayretlerimin sastigi diger konu ise, sanki metro bir bodrumdan gidiyor. arada bloklari goruyorum… sanki New York yokken bunlar metro hattini yapmislar, sonra ustune katman cekmisler! resmen kendimi bodrumda hissettim!
neyse metro mevzusu cok uzadi, biraz da hostel den bahsedeyim. metrodan indikten sonra hostel e dogru yola koyuldum. gecen gece tum adresleri almis, rotami cizmistim zaten. bulmam zor olmadi… ama zencilerin yine bol oldugu bir yere gelmisim, ne kaderim varmis! yine biraz korktum ama sukur sorun olmadan vardim hostel a… konustum aldim odayi… oda da 10 kisilik yatak var ve hepsi dolu 1i disinda. ama kimse yoktu ben vardigimda… laptopu koyabilecegim saglam bir yer olmali diye dusunuyorken dolaplari gordum. kilitli dolaplar… 4$ a veriyorlar sana ama koca hostel da kilitli dolap kalmamis! heh tam olduk dedim… neyse ki imdadima Marylan den arkadaslarim yetisti. onlar da bu hostele geldiler bugun, geldi beni buldu ve biz kilitli dolap aldik, beraber kullanalim dedi. sagolsun iyi cocuk bu artiom ve sevgilisi nastia… :) seviyorum bunlari yahu…
internet burada sinirsiz, hatta yanimda artiom ve 2 genc daha var nete baglanan. 1 kisi daha varmis az uzakta :D ortam guzel, turk yok, ingilizce tavan yapti :) ha bu arada orucu acmak icin yakinda bir subway buldum, oraya gittim. 2 pakistanli abi ile gorustum. domuz yemem ben dedim, sordu musluman misin diye evet dedim (elhamdurillah!) o da sevindi bizde falan dedi :) konustuk ben siparisi verirken biraz, sonra bana bir de ikramda bulundu (kola:D) yarin bi ziyaret edeyim ben yine onlari. tabi ki kola icin degil canim! samimiyet…
yarina cikip biraz dolasayim diyorum. maceralarimi tekrar anlatirim yarin insallah. gorusmek uzere… yerim iyi merak eden varsa etmesin :)
sen mecnun degilsin ki…
Halife, Leyla’ya dedi ki: “O sen misin ki Mecnun sana tutularak perişan oldu ve kendini kaybetti?
Sen başka güzellerden daha güzel değilsin ki!”
Leyla: “Sus! çünkü sen Mecnun değilsin ki!” diye cevap verdi…
“gonul kimi sevdiyse guzel O’dur…”
bahar getirdim sana!
“Neyi arıyorsan sen, O’sundur” der Mevlana. Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık. Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip,kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında,her sevda ruhumuzun bir başka yüzü. Her aşkta kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir. Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size. Aşk denilen kaleydoskobun buzlu camına gözünüzü dayadığınızda, binbir cam rengarenk ışıklar saçarak döndüğünde, her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz. Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde sizden bir parça. Aşklarınız hülasanızdır. Sevdiginiz her adam, beğendiğiniz her kadın farklı ruh hallerinizi ele verir; Arada bir çevirdiniz mi kaleydoskobu, cam paralar yer değiştirip yeni şekiller alır; hepsi siz. Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizdeki ışığın yansımasıdır aslında; dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır. Yoksa halâ bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi bulamadığınızdandır. Aşk, narsizmdir. Sevda, çevrildikçe içinizin farklı ışıklarını yakan eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor. Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz. Narcissusu’u (NERGİS) bilirsiniz; Öyle heybetli ve güzelmiş ki, bakmaya dayanazmazmış kendine. Gün boyu ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu, kıvırcık saçlarını seyredermiş hayran hayran. Bir gün ırmak kenarında gezinirken,sudaki yansımasına ilişmiş gözü. Uzanıp, iyice bakmak istemiş. Tam gördüğünde kendisini, dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa, kapılıp gitmiş suya. Yeryüzünün en güzel insanının öldüğünü duyan Tanrı, unutulmaması için O’nu her bahar açan gözel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş, Narcissus, NERGİS olmuş. Kıssadan hisse, benden size tavsiye, taze bir NERGİS verin bugün sevgilinize. Sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya çevirip içinizdeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi “Bahar getirdim sana” deyin. Baharın elinizde olduğunu unutmadan. Gözlerindeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz; dikkat edin de hayran olup düşmeyin. Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin.
tesekkurler, Can Dundar
yolcu yolunda gerek…
merhabalar,
dunku yazimda da bahsettigim uzere artik yarin sabah ayriliyorum 3 aylik evimden. o kadar cok sevmesemde, ayrilmak zor geliyor simdi… aslinda bu evi gercekten benimsemeye baslamistim son bir kac haftadir. evde zaman gecirecek birseyim olmadigimdan ya kizlarin laptopunu ister biraz ona takilir, ya kitap okur, ya da yatardim! yemeklerimi kendim yapar, bulasiklarimi kendim yikardim. istedigim saatte gelir cikarim diyemiyorum cunku zencilerden sonra gece cikamiyorum disari. ki ciksamda burasi yazlik gibi yapacak birsey yok…
ozleyecegim burayi! herseye ragmen insan zaman gecirdigi, iyi-kotu anilari olan bir yeri ozler. ben ozlerim… kizlar bugun ayrildilar. evde ne ses var ne birsey, esyalar yok ortalikta, sessiz, ruhsuz… sanirim onlarinda etkisi varmis buna. onlarida cok ozleyecegim! burdayken pek zaman harcamazdik ama, 1 gece olmadilar evde, hissettim hemen yokluklarini…
neyseeee, artik bunlari dusunmeye gerek yok. memleketime donuyorum artik :) 3 aylik surec ne kadar da cabuk gecmis! hayret dogrusu… ilk geldigim ayin uzerinden sanki iki ay degilde yillar gecmis gibi uzak geliyor. burda 3 ayim sanki 3 katindan fazla gibi… yok yaslanmadim ama cok sey yasadim heralde ondan olsa gerek :) donunce oraya ayak uydurmam zor olacak mi acaba? ya da biraktigim gibimi karsilayacak beni herkes? ya da ya da ya da … ne bileyim merak ediyorum beni bekleyen seyleri…
her neyse bugun cok konusasim yok, gidiciyim; onu yazayim dedim. New York da internet durumu olur mu bilmiyorum ama internet bulurda zamanim olursa girecegim internete, yazacagim yine bos ve olmayan kitleme hitaben :) umursayipta yorum yapan, ya da gercekten merak edip dusuncelerini paylasmak isteyen dostlarim, arkadaslarim vs… her kim olursan senden birsey bekliyorum! olmasan olur ama olursan daha guzel olur. bana musade, hoscakal(in)…
fotografin sahibi: nick_andika
new york gunleri basliyor…
merhabalar,
bugun ayin 10′u ve 12. Eylul gununun sabahinda New York sehrine cikarma yapiyorum :) uzun zamandan beridir Maryland in Temple Hills sehrinde kaliyordum. cok fazla zenci vardi ve DC cevreside oyle cok buyuk ve gezilecek cok yer yok. New York a daha onceden gitmem gerekiyordu ama tek basima oldugumdan cesaret edemedim… hele o basima gelen o olaydan sonra artik tek gezmeye bile korkuyorum. her neyse, 3 gun 2 gece New York da kalacagim ve ordan sonra artik Work and Travel maceram bu sezonluk bitmis olacak.
New York sehrinde aslinda o kadar cok gezilecek yer var ki… ben zamanim az oldugundan sadece manhattan ve cevresini gezebilecek, Emirates binasina cikacagim. Ozgurluk anitina cikabilir miyim bilmiyorum ama zamanim olacagini sanmiyorum acikcasi…
elimde bavul, laptop, fotograf makinesi… o kadar esya ile ne yapacagim onuda bilmiyorum :) az evvel forumdaki arkadaslara bakiyorum da onlar cozumu bulmuslar. hostele gittikten sonra uyanik ve atik olacaksin… esyalarina birsey olabilir, sana birsey olabilir… uyanik ol, ortama gir, pasif kalma. New York parolamiz bu olacak! zaten orasi icin uyumayan sehir diyorlar; 2 gun bizde ayak uydururuz onlara artik ne yapalim :)
almam gereken bir kac hediyeyi New York a sakladim. umarim gezecek zaman icerisinde uygun hediyeler bulurda vermem gerekenlere verebilirim. son alacagim para ile elime birseyler geciyor. kardesime playstation2 ve kendime ipod touch aldiktan sonra pek bir para kalmiyor ama bakalim artik alternatifler buluruz insallah.
saka maka program bitti artik. butun bir yaz boyunca tepemden gecen her ucaga bakip, birgun benimde ucagim gidecek derdim. az kaldi icinden Amerikayi izlerken “bu benim ucagim, donuyorum!” diyebilecegim :)
ama once New York, sonra guzelim memleketim… hadi bakalim yolum acik olsun. olsun mu?
can yucelden anlamli bir siir
Can Yucel den yine harika bir siir daha. bu adam nasil yapiyor bunlari, sasiriyorum… paylasin, paylasin… bugun sizin gununuz!
Eğer…
Onu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz…
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup
kalkıyorsanız gün boyu nedensiz…
Ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin…
Onunlayken pervaneleşen yelkovanlar, onsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir
akrep kadar hain…
Sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, ondan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa ve o, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa…
Dünyanın en güzel yeri onun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter,
en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse…
Hayat onunla güzel ve onsuz müptezelse…
Elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, onun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar…
Her şiirde anlatılan oysa…
Her filmin kahramanı o…
Her roman ondan söz ediyor, her çiçek onu açıyorsa…
Bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa, iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa…
Eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire onu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın o olduğunu adınız gibi biliyorsanız…
Mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona o diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi ona yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken “keşke o anlatsa” diye iç geçiriyorsanız…
Kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü…
Özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu…
Hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız…
Onsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse…
Ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse…
Gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep onun yüzü suyu hürmetine…
Uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa…
Dışarıda yer yerinden oynuyor ve “içeri”de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa…
Nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız…
Kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim…
Gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa…
Her gidişte ayaklarınız “Geri dön” diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla…
O halde bugün sizin gününüz!..
“Çok yaşa”yın ve de “siz de görün”üz.
bu adam bir harika! the portrait art
merhabalar,
bugunki yazimda bir sanatcidan bahsetmek istiyorum. facebook da az evvel bir video izledim ve umarim link vardir dedim videonun sonuna yakin. video burada,
bu Cinli ya da Koreli arkadasimiz kendisini karakaleme vermis ve bu isten para kazanmaya calisiyor. vesikalik fotograflarinizi siz yollayin, ben karakaleme cevireyim diyor. bence isini gayet guzel yapiyor. ve en guzel yanida yaptiklarini videoya cekmis ve paylasmis… unlulerinde bir cok portresi bulunmakta. eger bu isten hoslaniyorsaniz ve paranizda varsa kesinlikle yaptirin bir portrenizi…
arkadasimizin kendi sitesi theportraitart.com u isterseniz bir inceleyin… ayrica yaptigi islere burdan bakabilir, fiyatlandirma listesinide buradan gorebilirsiniz…
basarilar diliyor, kendisine helal olsun! diyoruz :)


merhabalar, ben 

